Bu gece yine o defteri açtım.
Bu gece yine o defteri açtım. Hani şu mektuplarını koyduğum defter. Aradan kaç yıl geçti, saymadım bile. Sayınca daha çok acıyor.
Bir tanem, sen gittin gideli ben hep aynı yerdeyim. Sen neredesin, bilmiyorum. Bilmemek daha kötü.
O gün köyden biri geldi. Dedi ki, "senin adamı bir gördüm, bir kadınla." Ne diyeceğimi bilemedim. Elim ayağım titredi. İnandım mı? İnanmak istemedim. Ama içime bir kurt düştü bir kere. O kurt kemirdi beni yıllarca. Kemirdi de kemirdi.
Sonra mektupların seyreldi. Cevapların kısaldı. Bir iki satır. "İyiyim, sen nasılsın." Bitti. Okuyorum, okuyorum... yok. Yazık oldu be. Sen gidince ne hayaller kurmuştum ben. Her hafta mektup yazardım, seninkini beklerdim. Kapıda postacıyı görünce kalbim duracak gibi olurdu.
Şimdi? Şimdi o mektupları okuyorum. Kendi yazdıklarımı da hatırlıyorum. Ne kadar da çok sevmişim seni. Hâlâ seviyorum, buna ne demeli? Kızıyorum, sonra... sonra yine yumuşuyorum. Kendime kızıyorum asıl. Bu yaştan sonra elimde kâğıt, kalem, seni yazıyorum. Gülüyor musun bana? Gülme.
Affetmek istiyorum bazen. Affetsem ne olacak, affetmesem ne olacak? Sen yoksun. Ama o mektuplar var. O kısacık cevaplar var. İşte o kısacık cevaplar yaktı beni. Uzun uzun yazsaydın ya. Bir tanem. Yazsaydın.
Hâlâ defteri kapatmıyorum. Belki bir gün... diyorum. Sonra kendime kızıyorum. Yazık oldu be, yazık. 📜
Giriş yap, bu yazıya puan ver.