Bu akşam çocuklar erken yattı.
Bu akşam çocuklar erken yattı. Mutfakta çayım soğuyor, ben hâlâ karşısında oturuyorum. Elimi uzatıp telefonu aldım, o fotoğrafa gittim yine. Bizim düğün fotoğrafımız. Sen smokinle gülüyorsun, ben de o kadar mutluyum ki... sanki o gece hiç bitmeyecek sanmışım.
Bebeğim... yok, alışkanlık işte. Neyse.
O gece çalan şarkı var ya hani, ilk dansımız. Hâlâ açıyorum bazen. Ama dinleyemiyorum. Yarıda kapatıyorum, yine açıyorum, yine kapatıyorum. Ya işte böyle. Bir şarkıya bile dayanamıyorum artık.
Sana kızgınım. Hem de öyle böyle değil. Herkesin içinde el ele gezen adam, bir gün sessizleşti. Sonra kavgalar, sonra o avukatın masası. Sen imzalarken ben neye imza attığımı hâlâ bilmiyordum. Hâlâ bekliyorum bir açıklama. Neden diye soramadığım için mi, cevabı istemediğim için mi, bilmiyorum. Ama bekliyorum işte. Seneler geçti, ben hâlâ kapının açılmasını bekliyorum bir yerde.
Sonra kendime kızıyorum. Nefret ettiğim adamı özlemek nasıl bir şey? İkisini aynı anda taşıyorum göğsümde, ağır geliyor. Ama çocuklar uyanmasın diye sesimi çıkarmıyorum. Sabah gülücük dağıtacağım yine, kahvaltı hazırlayacağım, onlar gülsün diye ben de güleceğim.
Şimdi burada, bu soğuk çayın karşısında, sana söyleyemediklerimi yazıyorum. Neyse... Bilmiyorum.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.