Bir yıldan fazlası
Telefonu bırakıp duruyorum. Bir şey yazacaktım sana, ne yazacağımı bilmiyorum, o yüzden buraya yazıyorum. Belki okursun, belki okumazsın, belki de hiç göndermem.
Bugün seninle konuşurken birden sustum, hatırladın mı? "Noldu" dedin, "bişi" dedim. Yalan. Bir şey oldu ama anlatamadım. Çünkü anlatmaya kalksam…
Bak, sana bir şey söylemem lazım. Seninle tanıştığımız o gün, arkadaşımın doğum gününde, ben uzun zamandır ilk defa hiçbir şeyi düşünmeden güldüm. Hatırlıyorum, sen bir şey anlatıyordun, ben gülüyordum ve içimden "Allah'ım ne kadar zamandır böyle gülmemiştim" diye geçiriyordum. O an korktum. Gülerken bile korktum, biliyor musun? Çünkü birinin yanında rahat olmak benim için artık tehlikeli bir şey.
Haftalarca her gün yazdık. Her sabah telefonu açtım, önce senin adını gördüm. Bunu itiraf ediyorum, o günlerde kendimi çok suçladım. "Daha yeni, ne yapıyorsun, niye bu kadar hızlı" dedim kendime. Ama sen yazınca susuyordu o ses. Sen yazınca her şey bir an duruyordu.
Sonra yüz yüze görüşmeye başladık. Ve ben her buluşmadan önce hâlâ o tuvalet aynasının karşısında duruyorum, hâlâ "ya yine aynı şey olursa" diye geçiriyorum içimden. Bu senin suçun değil. Biliyorum. Ama işte…
Ondan kalan bir korku var bende. Ya sen de beni kendi planına göre yaşatırsan diye korkuyorum. Ya bir gün "şunu giy, şunu giyme, şuraya gitmeyelim" dersen diye. Ya ben yine sustuğumu fark edersem diye. Çünkü ben sustuğumda kimse duymuyordu. Ben "hayır" dediğimde kimse duymuyordu. Ve ben o günleri çok iyi hatırlıyorum.
Bugün telefonumdaki fotoğraflara baktım yine. Hâlâ silmedim. Silmeye çalışıyorum, parmağım gidiyor, sonra geri çekiyorum. Neden bilmiyorum. Belki kendime ceza veriyorum. Belki kanıt olarak tutuyorum, "bak, bu da oldu, bir daha olmasın" diye. Belki de hâlâ o günlere kızgınım, kendime kızgınım. En çok da kendime. O kadar yıl, o kadar sessizlik… kendime kızıyorum. Ama sonra seninle konuşuyorum ve o kızgınlık bir yere gidiyor, geçmiyor ama duruyor işte.
Sen bana bugün "bu hafta sonu ne yapıyoruz" diye sordun. İnan bana, bu soru beni çok mutlu etti. Çünkü ilk defa birinin "ne yapıyoruz" demesi bana bir emir gibi gelmiyor. Sen "ne yapıyoruz" derken ben bir seçenek görüyorum. Sen bilmiyorsun bunu, sana bunu söylemedim. Söyleyemedim.
Bunu yazmamın sebebi, ben kendi çizgilerimi çizmeyi öğrenmek istiyorum. Senin için değil, kendim için. Ve senin yanında bunu öğrenebileceğimi düşünüyorum. Belki yanılıyorum. Belki yine korkuyorum. Ama bugün ilk defa, o fotoğrafları silmeye gerçekten niyetlendim. Yapamadım, ama niyetlendim. Bu bile bir şey.
Beni biraz yavaş götür, tamam mı? Bir de bana bugün gülümsediğinde, ben o gülümsemeyi bir yere kaydediyorum. Bilmeni istedim. Söyleyemedim, buraya yazdım işte.
Belki yarın silerim o fotoğrafları. Belki. Ama şimdilik telefonu bırakıyorum, çünkü iki kere yazdım, iki kere sildim, bu üçüncüsü. İyi ki varsın. Yani… iyi ki varsın işte. 🙈
Giriş yap, bu yazıya puan ver.