Akşam oldu yine.
Akşam oldu yine. Perdeyi kapatmadım.
Bir yerlerde bir kapı var, biliyorsun. Üç kez kapandı üçünde de ben kapattım. Sen açtın. İlkinde elinde çiçekle geldin, o çiçeği ben hâlâ kuruttuğum hâlde saklıyorum. Niye saklıyorum, bilmiyorum. İkincisinde elin boştu, sadece kapının önünde durdun. Konuşmadın. Ben de konuşmadım. Üçüncüsünde... üçüncüsünde telefonum kilitliyken bile senin mesajını beklediğimi fark ettim. Kendime çok kızdım o gün. ÇOK.
Şimdi yine gittin. Ve ben yine bekliyorum.
Bekliyorum demiyorum bak, bekliyorum. Her akşam telefonu iki kere kontrol ediyorum. Bir kere elimde tutuyorum, bir kere masaya bırakıyorum. Sesini duymuyorum, sesini duysam ne yapacağımı da bilmiyorum. Belki bağıracağım. Belki hiçbir şey söylemeyeceğim. Belki de sadece... susacağım.
Gelmeni istemiyorum artık. İstemiyorum. Bunu yazarken elim titriyor, gülüyorum kendime. Alay ediyorum. Koca kadınım, kapı önünde bekleyen bir kedi gibi kalmışım. Ama kedi de böyle işte, alıştığı kapıdan başka kapı bilmiyor 🙈
Gelme. GELME!
Ama gelirsen... gelirsen kapıyı yine açarım. Açmayacağım diyorum ama açarım. Çünkü ben bu döngüden çıkamıyorum artık. Ve söyleyemediğim tek şey bu. Sana söyleyemedim. Kimseye söyleyemedim. Kendime bile...
Gelme demek istiyorum sana. Gelme diyorum. Ama kapının önüne bıraktığın çiçeğe hâlâ bakıyorum. Kurumuş. Ben de kurumuşum biraz. Ama kokusu... kokusu hâlâ orada.
Allah seni bildiği gibi yapsın.
Ve beni de.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.