O Şarkı Hâlâ Duruyor
Uyku tutmadı, kalktım. Biliyorum, o albümü açmasam iyi olacak... ama elim kendi kendine gitti işte. Açtım. Ve karşımda yine o fotoğraf.
Kantin masası. İki bardak çay, yanında bir vapur bileti. Bilet hâlâ duruyor bu arada. Kullanılmış, kenarı yıpranmış, mürekkebi solmuş. Ama duruyor. Ben de duruyorum işte, aynı yerde, yıllardır. Sen gittin, ben kaldım. Bu ne biçim iş...
Bu akşam denize indim. Hava öyle sıcaktı ki, insanlar hâlâ dışarıdaydı. Ben de kalabalığın içinde tek başıma yürüdüm. Deniz sakindi, senin gibi değil. Dalgalar bile bir şey söylüyordu sanki, ben duymadım. Kulaklarım hâlâ o şarkıda. Hani şu bizim şarkı. Ne zaman duysam, hemen değiştiriyorum. Sonra bir gün dayanamayıp baştan dinliyorum. Bitene kadar... sonra tekrar başa alıyorum. Kendime eziyet ediyorum, biliyorum. Sen olsan "bırak artık" derdin belki.
Sana kızgın değilim. Ya da... biraz kızgınım. Ama asıl kendime kızgınım. O gün konuşmadım. Sen de konuşmadın. İkimiz de sustuk, sustuk... ve o sessizlik büyüdü, büyüdü, aramıza bir duvar ördü. Sonra bir gün o duvarı aşamadık. Aşmak istemedik mi, yoksa aşamayacağımıza mı inandık? Bunu hâlâ bilmiyorum. Keşke bilseydim.
Yüzüğü düşünüyorum. Alınmıştı. Ama hiç parmağıma takılmadı. O kutu, bir çekmecede duruyor hâlâ. Açmıyorum. Ama orada olduğunu biliyorum. Her çekmeceyi açtığımda, kenarından görüyorum sanki. Bir kutu, içinde bir hiç. Bir hayat, içinde bir hiç.
Ortak bir ev hayal ediyorduk. Ne olacaktı, mutfakta birbirimize çarpacaktık, sabah kahvaltıda tartışacaktık, akşam yorgunluktan konuşmadan uyuyacaktık. En sıradan şeyler. En çok da onları özlüyorum. Büyük anları değil. Küçük, hiç yaşanmamış anları. O ev hiç olmadı... ve ben hâlâ o evin penceresinden dışarı bakıyorum.
Şimdi başka bir şehirde yaşıyorum. Denize her indiğimde bir yerlerde bir vapur sesi duyuyorum. Halbuki burada vapur yok. Ama duyuyorum işte. Beynim bana oyun oynuyor. Ya da kalbim. Hangisi bilmiyorum.
Bugün tam bir yıl oldu... neyin bir yılı, onu da bilmiyorum. Belki susmayalı bir yıl. Belki seni son kez düşünüp bıraktığımı sandığım günden beri. Koca bir yıl. Hiçbir şey değişmedi. Ben aynıyım, sen aynı yerde... değilsin artık. O fotoğraftaki iki kişi de aynı yerde değil.
Bu gece sana yazmayacaktım. Ama yazdım. Yazınca bir şey değişmiyor, biliyorum. Ama içimden bir şey çıkıyor, hafifliyorum. Sonra yine doluyorum. Her gece aynı şey. Her gece o albüm, o şarkı, o iki bardak çay.
Seni sevdim. Hem de çok. Hâlâ... bilmiyorum. O kısmı kapattım galiba. Ya da öyle sanıyorum. Gece olunca açılıyor işte. Gündüzleri iyiyim, gerçekten iyiyim. Çalışıyorum, gülüyorum, konuşuyorum. Ama gece olunca... işte orada bir şey kalıyor. Adını koyamadığım bir şey. Sen koydun mu onu da bilmiyorum.
Neyse. Bu saatte bunları yazıp durdum. Albümü kapatıyorum. Şarkıyı da kapatıyorum. Ama kapatınca susmuyor ki... içimde çalmaya devam ediyor. Hep devam ediyor.
Umarım iyisindir. Umarım mutlusundur. Ben de... ben de iyi olacağım. Bir gün. Belki bu gece değil. Belki yarın. Ama bir gün.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.