Kısalan mektuplar
Dün gece yine rüyamda seni gördüm. Ama bu sefer asker kıyafetinle değil, o doğum günündeki gibiydin. Hiç konuşmuyordun yine, sadece karşımda oturuyordun. Uyandığımda yastığımın kenarı ıslaktı. Sana bunu yazmak istedim ama sabahın bu saatinde insan ne yazacağını bilemiyor, biliyor musun?
Bugün cumartesi. Kahvaltıda annem sordu yine "mektup geldi mi" diye. "Gelmedi" dedim, başımı çevirdim. İki hafta oldu. İki hafta! Sen orada günleri nasıl sayıyorsun bilmiyorum ama ben burada her sabah postacının yolunu gözlüyorum, manyak gibi. Perdeyi açıyorum, kapatıyorum, tekrar açıyorum. Komşu bile fark etti artık, "pencere başında mı bekliyorsun yine" diyor. Evet, bekliyorum. Ne yapayım?
Son mektubun üç satırdı. ÜÇ SATIR. "İyiyim. Hava soğudu. Seni seviyorum." Bu kadar mı? Bunu bir kâğıda yazmak için dağları mı aştın sen? Ben sana her hafta sayfalarca yazıyorum, sen üç satır. Sonra diyorum ki kendime, adam orada, ne bilsin rahat rahat oturup yazmayı. Kızmayacağım diyorum. Ama kızıyorum işte. Kızıyorum ve sonra hemen utanıyorum kızdığım için. Sen orada ne zorluklar çekiyorsun, ben burada oturmuş mektubun uzunluğunu mu hesaplıyorum? 🙈
Hatırlıyor musun ilk mektubunu? Zarfı açmak için makas aramıştım, elim titriyordu. Ben de sonraki mektubuma kurutulmuş bir gül koymuştum hani. Sen "kokusu hâlâ duruyor" yazmıştın. O gülün bir eşi hâlâ kitaplığımda, senin mektuplarının arasında duruyor. Bazen açıp bakıyorum, gerçekten kokuyor mu diye. Kokmuyor aslında. Ama ben kokusunu hatırlıyorum.
Bugün yine yazdım sana. Postaya vermeden önce üç kere okudum, iki cümle sildim. "Neden kısa yazıyorsun" diye sormak istedim ama sormadım. Belki bir gün uzun bir mektup gelir, belki o gün bütün bu kızgınlığım geçer. Şimdilik bekliyorum. Susmayı ve beklemeyi en iyi bu kâğıtların başında öğrendim zaten.
Lütfen... biraz daha uzun yaz. Sadece üç satır değil. 🥺
Giriş yap, bu yazıya puan ver.