Aşk Defteri
Özlem yazıları

Özlem Ayrılık İtiraf

Kilidi Değiştirdim, Seni Değil

sende_kaldim

· 2 dk okuma

Kilidi değiştirdim. Hani şu kapıyı. Biliyorsun. Üç ay boyunca her gece o kapının önünden geçtim, sonra bir gece sen geldin ve ben açtım. İşte o kapı. Geçen hafta çilingir çağırdım, adam on dakikada halletti. Ben o kilidi değiştirirken ellerim titredi be. On dakika sürdü, ben üç ay bekledim.

Şimdi herkes bana "iyi yaptın" diyor. İyi mi yaptım? Bilmiyorum. Biliyorum ama söyleyemiyorum. İşte tam da orada kalıyorum.

Numaran engelli. Ama sen hâlâ soruyormuşsun. Ortak arkadaşlardan. "Nasılmış, ne yapıyormuş." Bunu duyunca önce bir güldüm. Sinirden. Sonra telefonu elime aldım, engel listesine baktım, parmağım kaldır düğmesinin üstünde bekledi. Bekledi ve kaldırmadı. Kaldırmadım.

Sen bana "bu kez farklı olacak" dedin. Kaç kez dedin? Ben saydım. Sen saymadın. Her seferinde aynı ses tonu, aynı bakış, aynı el. Ben de her seferinde inandım. İnandım be, ya işte, inandım. Sanki içimde başka bir yol yokmuş gibi. Sanki o kapı bir kez açılınca bir daha hiç kapanmayacakmış gibi.

O ilk geceyi hatırlıyor musun? Üç ay olmuştu. Ben artık alışmıştım yokluğuna, hani öyle derler ya, alışmıştım. Sonra kapı çaldı. Saat geç olmuştu, hava soğuktu. Açtım. Açtım çünkü ben o kapıyı bir kez açtım, bir daha kapatamadım. Sen içeri girdin, üşümüştün, ellerin buz gibiydi. Ben sana çay yaptım. Çay yaptım! Kendime kızgınım şimdi. O gece çay bile fazlaydı sana.

Sonra yine gittin. Yine geldin. Yine gittin. Ben her seferinde daha az ağladım, daha çok sustum. Sustum çünkü söylesem kavga olurdu, söylemesem içimde kalırdı. İçimde kaldı zaten. Hepsi kaldı. Şimdi buraya yazıyorum çünkü başka nereye yazacağımı bilmiyorum. Anneme anlatmam, o hemen üzülür. Arkadaşlarıma anlatmam, onlar artık yoruldu. Onlar "bırak artık" diyor. Ben de bıraktım sanıyorum, sonra bir soru duyuyorum ve hepsi geri geliyor.

"Nasılmış." Ne diyecekler ki? İyi mi diyecekler? Kötü mü? Sen merak ediyorsun ama sormaya yüzün yok. Yüzün olsa arardın. Arardın di mi? Arardın. Ama aramıyorsun. Arkadaşlardan soruyorsun. Bu daha mı kolay? Daha mı az utanç verici? Bana sorarsan hayır. Bence bu daha beter. Çünkü ben o soruyu duyduğumda hem kızıyorum hem... hem özlüyorum. İkisi bir arada. Nefret ediyorum senden, sonra bir bakıyorum içim yumuşamış. Ya işte be, ya işte. Bu nasıl bir şey.

Kilidi değiştirdim ama evin içini değiştirmedim. Senin bardağın hâlâ dolapta. O çay içtiğin bardak. Atamadım. Bir gün atacağım. Belki yarın. Belki hiç. Bilmiyorum. Kızgınım sana, çok kızgınım. Ama kızgınlığım bile seninle konuşmak istiyor, biliyor musun? Sana bağırmak istiyorum. Yüzüne karşı. "Yeter" demek istiyorum. "Yeter be, artık gelme, artık sorma, artık bana kendini hatırlatma." Sonra hemen ardından düşünüyorum: bir daha hiç gelmezse?

İşte bu yüzden yazıyorum. Çünkü ağzımdan çıkan her cümle ikiye bölünüyor. Biri bağırıyor, öteki susuyor. Biri seni istiyor, öteki seni istemiyor. Ben hangisiyim bilmiyorum artık.

Kapı artık kilitli. Anahtar bende. Ama bir yanım hâlâ o geceyi bekliyor, kapının çalmasını. Çalmasın. Çalmasın diye dua ediyorum. Çalmasın.

9,1 / 10

Giriş yap, bu yazıya puan ver.

Yorumlar

  1. O bardağı atamamak… ben de yıllardır aynı çay bardağından içiyorum, söyleyemeyince içimde kalan ne varsa ona tutunuyor insan 🥺 Kızgınlığın bile onu arıyorsa, vazgeçmek ne zor şey…

  2. gulay yazdı: “O bardağı atamamak… ben de yıllardır aynı çay bardağından içiyorum, söyleyemeyince içimde kalan ne varsa ona tutunuyor insan 🥺 Kızgınlığın bile onu arıyorsa, vazgeçmek ne zor şey…”

    Bak işte, tam olarak bu. O bardak meselesi... ya işte be, o bardak meselesi. Sen anladın galiba. Kızgınlığım bile ona sarılıyormuş gibi geliyor bazen, ama gerçekte belki de o bardağa sarılıyorum 🥺

Yorum yazmak için giriş yap ya da kayıt ol.

Sitemiz yalnızca çalışması için gerekli çerezleri kullanır. Ayrıntılar