Kapıda asılı kalan cümle
Bugün yine o çekmeceyi açtım. İşte. Hediye orada, kutusu bile açılmadı. Geçen yıl dönümümüzde almıştım, o akşam vermek için cesaret... yok, cesaret değil ya, neyse işte. Vermedim. Şimdi her açtığımda aynı şey: "işte" diyorum kendime, başka bir şey demiyorum, çünkü diyecek bir şey yok.
Sen montunu kapıya asıp girdiğinde ben o kutuya bakıyorum, sen görmüyorsun. Bazen diyorum ki içimden, bitsin be. Artık bitsin. Ama sen kapıdan girerken, o montu görünce, o cümle boğazımda kalıyor. Her seferinde. Her seferinde ya.
Yedi yıl oldu sevgilim... yok, öyle demeyeyim, "sevgilim" demek bile garip geliyor artık. Yedi yıl oldu. İlk gece hatırlıyor musun, arkadaşının doğum gününde tanışmıştık. O kadar gülmüştüm ki yanaklarım ağrımıştı eve dönünce. Ertesi gün sen yazmıştın, "ya" diye başlayan o uzun mesajı hâlâ duruyor bende. Sildim sanma, silemedim. Telefon değişti, hesap değişti, o mesaj bir yerde hâlâ duruyor.
Sonra ne oldu bilmiyorum. Kavga bile yok artık. Kavga olsa... kavga olsa bir şeyler olurdu. Ama biz sadece susuyoruz. Aynı evin içinde iki yabancı. Sen salonda, ben mutfakta, arada bir "çay?" "yok" "tamam". Bütün konuşmamız bu.
Bazen kızıyorum sana, gerçekten kızıyorum. Sonra kapıya bakıyorum, her akşam aynı saatte bakıyorum. Sen gelirken elimde olmadan gülümsüyorum, sonra yüzümü düzeltiyorum. 🙈 Ne gülüyorsun diye sorma, ben de bilmiyorum.
Belki de bırakmalıyım. Ama o kutu hâlâ orada, ben hâlâ burada, sen hâlâ o kapıdasın.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.