Hâlâ o mesajı sildirmedim
Bu gece yine oturdum. Elimde telefon, açtım o konuşmayı, en dibe kadar kaydırdım. Biliyorum, artık mesaj atmak diye bir şey yok. Ama ben yine de o son satırı okuyorum. “Seni seviyorum” yazmışım. Sen okumuştun ama cevap yok. Bir tane bile. Ya bir tane bile cevap yok be. Neden yazmadın? Neden o an telefon elinde değildi, neden arabanın içindeydin, neden o yola çıktın?
Kızıyorum sana. Çok kızıyorum. Sabah kalktığımda ilk aklıma gelen şey bu oluyor bazen: “Neden gitti?” Kendime de kızıyorum tabii, sonra. O gece vedalaşırken elini tuttuğumda bir şey söyleseydim keşke. “Dikkat et” deseydim. “Yavaş sür” deseydim. Bir şey. Ama ben sadece gülümsedim işte, “yarın görüşürüz” dedim. Yarın görüşürüz. Ne kadar aptalca bir cümle. Ne kadar boş.
O tişörtün hâlâ bende. Hani şu gri olan, yakası hafif açılmış, sol kolunda küçük bir leke olan. Yıkayamadım. Yıkarsam kokusu gider diye korktum. Ya giderse? Ya o koku da giderse? O zaman benden geriye ne kalır? Söyle bana, ne kalır? Her akşam çıkarıyorum, yüzüme bastırıyorum. Bazen kokusu hâlâ orada gibi geliyor. Bazen de hiçbir şey yok gibi. Bilmiyorum, burnum mu alıştı, kumaş mı kokuyu bıraktı. Ama ben yine de kokluyorum. Her akşam. Aptal gibi. 🙈
O gece ilk kez elini tutmuştun ya hani, doğum gününde. Sabaha karşı, herkes dağılmıştı, biz hâlâ konuşuyorduk. Hiç susmamıştık. Hatırlıyor musun? Ben hatırlıyorum. O an içimden “işte bu” demiştim. İşte bu. Şimdi ben o “işte bu”nun içinde kayboldum be.
Bazen kendime diyorum ki, bırak artık. Kapat şu telefonu. Sil o mesajı. Ama silemiyorum. Silersem seni de silmiş gibi olurum diye korkuyorum. Ya bir gün cevap gelirse? Ya bir gün o “okundu” yazısının altında bir şey belirirse? Saçmalık, biliyorum. Ama işte…
Kırgınım, kızgınım da. Ama sonra tişörtü elime alıyorum, kokluyorum, ve o öfke bir anda gidiyor. Yerine bir boşluk kalıyor. Bir sessizlik. Seninle konuşmayı o kadar özledim ki. Gece yarısı sana bir şey anlatmayı. Saçma sapan şeyleri bile. “Bugün ne yedin” diye sormayı. Senin “yine mi makarna” demeni. Ya, ne kadar basit şeyler bunlar. Ama şimdi hepsi dağ gibi.
Bu gece sana yazıyorum çünkü başka kime yazacağımı bilmiyorum. Kimseye söyleyemiyorum artık. Herkes “geçti” sanıyor. Geçmedi. Geçmiyor. Ben her sabah seni yeniden kaybediyorum.
Seni seviyorum. Hâlâ. O cevapsız mesaj gibi, ben de burada öylece duruyorum. Cevap vermeni bekliyorum. Vermeyeceksin, biliyorum. Ama ben yine de bekliyorum işte. 🤍
Giriş yap, bu yazıya puan ver.