Gülümse Dedim Kendime
Akşam oldu yine. Çocuklar uyudu, ev sessiz, ben mutfakta çayı koyarken kendime 'gülümse' dedim. Yıllardır aynı cümle. Sabah okula hazırlarken, öğle arasında, akşam bulaşık yıkarken. Gülümse. Gülümsedim ya. Ama içimden bir ses 'YALAN SÖYLÜYORSUN' diye bağırıyor, duyuyor musun? Duymuyorsun tabii. Sen artık başka bir hayatın içinde, başka bir mutfakta, başka bir sessizliktesin.
Yine o fotoğraf. Hani şu üniversitede çekildiğimiz, ikimizin de saçları savruk, gözlerimiz parlak. Bakıyorum ona ve içimden geçeni söyleyeyim mi? SENİ ÖZLÜYORUM. Ama seni değil, o adamı. O gülen, bana bakan, 'biz' diyen adamı. Sonra diyorum ki kendime, o adam zaten yoktu, belki hiç olmadı, belki ben uydurdum. Sonra yine kızıyorum sana. Yıllarımı verdim be! Yıllarımı! Şimdi başka bir hayatta, başka birinin yanında, ben burada çay demlerken sen orada ne yapıyorsun?
Kırgınım. Çocukların 'baba' deyişi hâlâ kalbimde bir yerde duruyor, söküp atamadım gitti. Onlara bir şey demiyorum, diyemem. Ama gece olunca, telefonun ışığında o fotoğrafa bakıp içimden haykırıyorum: NEDEN BÖYLE OLDU!!! NEDEN!!! Sonra susuyorum. Çay demlenmiş. Gülümsüyorum. Yine.
İyi olduğumu söylüyorum herkese. 'İyiyim' diyorum, 'alıştım' diyorum. Alışmadım. Alışmayacağım da. Ama sabah yine çocukları okula hazırlayacağım ve yine kendime 'gülümse' diyeceğim. Çünkü başka ne yapabilirim ki?
Giriş yap, bu yazıya puan ver.