Bugün çekmeceyi açtım.
Bugün çekmeceyi açtım. Yine. Yüzük orada, bir saniye baktım, kapattım. Sanki her açtığımda bir şey değişecekmiş gibi ama yok, hep aynı yerde, hep aynı sessizlikte.
Biliyor musun, beni asıl kıran o cümle değildi. "Ben yapamıyorum." Tamam, dedim, yapamıyorsun. Ama o fotoğraf… nişanda çekilen şu fotoğraf var ya. Hani herkes gülüyor, biz bakıyoruz öyle. Ben de gülmüyorum, sen de. İkimiz de gülümsemiyormuşuz meğer, ben yeni fark ettim. Herkesin en mutlu gününde biz iki yabancı gibi duruyoruz. Ona değil, o fotoğrafa içerliyorum işte… belki sana da.
O gece herkesin içinde sadece seninle konuşmuştum. Ertesi gün mesajlar sabaha kadar sürdü, hatırlıyor musun? Ben hâlâ o geceyi, o ilk "merhaba"yı düşünüyorum bazen. Üç ay sonra nişanlandık. Üç ay. Bir insan üç ayda ne kadar tanınır ki? Belki de hiç tanımadım seni. Belki sen de beni.
Nişan gecesi herkes sarıldı, tebrik etti. Sen sustun. Ben bekledim. Hep bekledim. Bir şey söylemeni, bir şey hissettiğini göstermeni… söylemedin.
Şimdi ben de susuyorum. Ama sana değil, kâğıda.
Çünkü kâğıt canımı yakmıyor. Kâğıt cevap vermiyor, gitmiyor, "yapamıyorum" demiyor.
Bu sabah annem çay koydu, yanına oturdum. Bir şey sormadı. Sağ olsun. Ben de bir şey söylemedim. İkimiz de biliyoruz işte.
Yüzüğü hâlâ çekmecede tutuyorum. Neden bilmiyorum. Belki atmaya kıyamıyorum, belki bir gün… yok. Öyle bir gün yok. Ama yine de kapatırken bir saniye duruyorum. Hep bir saniye.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.