Az önce yine aynı yere baktım.
Az önce yine aynı yere baktım. Senin o mesajına. "Seni özledim." Ne kadar oldu üzerinden, bilmiyorum bile artık, ama ben hâlâ o iki kelimenin arasında duruyorum. Ya, insan iki kelimeye bu kadar takılır mı? Takılıyormuş.
Bir yanım sana kızıyor. Her seferinde kapıyı çekip gittin, her seferinde bir şey söylemeden. Sonra bir gün, hiçbir şey olmamış gibi, bir mesaj. Sanki aylar geçmemiş gibi. Sanki ben o ayları seni bekleyerek geçirmemişim gibi. Ve ben her seferinde bir an inandım sana, evet, inandım işte. Çünkü sen "bu kez farklı olacak" derken sesin öyle çıkıyordu ki, inanmamak bana haksızlık gibi geliyordu.
Ama şimdi… şimdi o mesajı okuyunca içimde bir şey sevinmedi. Ya da sevindi mi, emin değilim. İkisi birden oluyor galiba. İçim kıpır kıpır ama bir yandan da hiç kımıldamak istemiyorum. Çünkü ben artık şunu biliyorum: sen her döndüğünde, aslında yine gitmeye hazırlanıyorsun. Hep öyle oldu.
Dün gece, hani şu ilk günlerden bir fotoğraf var ya, onu buldum galerinin dibinde. İkimiz, gülüyoruz, hiçbir şeyden habersiz. O kıza acıdım bir an. Sonra kızdım ona. "Kalk be, ne duruyorsun orada" dedim. Ama o kız duymadı tabii.
Şimdi ben ne yapayım? Sen söyle. Cevap yazmayı denedim, sildim. Bir daha yazdım, yine sildim. Çünkü biliyorum, cevap yazarsam o kapıyı yine açarım. Ama açmayacaksam niye hâlâ o mesaja bakıyorum? 🙈
İçimde bir yer hâlâ bekliyor. İtiraf ediyorum. Hâlâ bekliyor. Ve bundan nefret ediyorum.
Giriş yap, bu yazıya puan ver.