Az önce yine açtım o çekmeceyi.
Az önce yine açtım o çekmeceyi. Biliyorum, açmayacağım diyorum her seferinde ama elim gidiyor işte. Yüzük hâlâ orada, kutunun içinde, yan yatmış. Alıp parmağıma geçirmedim, geçiremiyorum. Sadece baktım. Bir dakika kadar... ya da beş. Bilmiyorum.
Canım, sana kızgınım. Hem de öyle böyle değil. O akşam "anlaşamadık" dedirttin ya bana, işte orada bittim ben. Anneme anlattım, "hayırlısı" dedi. Arkadaşlarım sordu, "olmadı" dedim. Kimseye diyemedim ki ben de bilmiyorum neden. Sen de bilmiyordun, biliyorum. O daha kötü zaten. Bilmediğin bir şeyin yasını nasıl tutayım ben?
Salon tutulmuştu. Davetiyeler basılmıştı. Hani şu isimlerimizin yan yana yazıldığı... Şimdi o kâğıtlar bir kutuda, ben bir kutuda, sen neredesin bilmiyorum.
Öfkem geçmiyor. Geçsin istiyorum artık, yoruldum. Ama sonra aklıma o gün geliyorsun, gülüşün... ve her şey karışıyor. Nefret ediyorum senden. Sonra... özlüyorum. Bu nasıl bir şey, anlat bana. Yok, anlatma. 🙊
Yüzüğü aldım bugün elime. Avucumda tuttum bir süre. Sıcaklığı geçti mi bilmiyorum, geçmedi galiba. Sonra geri koydum. Her seferinde geri koyuyorum işte. Belki bir gün kapatabilirim o çekmeceyi. Belki yarın. Belki hiç...
Kızgınım sana. Çok. Ama Allah biliyor ya, hâlâ seni seviyorum. Keşke bilmeseydim. 💔
Giriş yap, bu yazıya puan ver.