Sabaha Karşı Beton Kokusu
sabah 03.02. Uyuyamadım. Kalktım, mutfakta oturuyorum. Ellerimde hâlâ dünün çimento kokusu var. Sabah kalıp söktüm, akşam duş aldım ama o koku çıkmadı. Çıkmasın da. Dün şantiyede bir mühendis geldi, denetim için. Masaya…
Etiket
sabah 03.02. Uyuyamadım. Kalktım, mutfakta oturuyorum. Ellerimde hâlâ dünün çimento kokusu var. Sabah kalıp söktüm, akşam duş aldım ama o koku çıkmadı. Çıkmasın da. Dün şantiyede bir mühendis geldi, denetim için. Masaya…
07:48, hava bulutsuz, ben tamamlanmamış bir cümle. Dün gece rüyamda yine o koridordaydım. Ama bu sefer farklıydı; sen bana doğru yürüdün, ben de cümleme başladım. "Ben seni..." dedim ve sonra, her zamanki gibi, zil…
05.30. Fırını yaktım, sonra durdum. Eylül sabahı artık serin. Hamur mayalanırken pencereden baktım, cam kenarındaki masa boştu. Her zamanki gibi. On dört yıl yan yana çalıştık. O kekleri, ben kasayı. Elleri unlu olurdu…
21.17'de yazıyorum bunları. Daha erken bir saat, biliyorum, ama bugün Gökçay boyunca yürürken anladım ki gece yarısını beklemek de bir tür erteleme. On beş yıldır erteliyorum zaten, bir saat daha ne değiştirir ki…
Saat 20.43. Kepenkleri daha indirmedim, yarım kaldı, içimdeki her şey gibi. Dışarıda hava kararıyor, rıhtımdan bir vapur düdüğü geldi az önce, o sesi duyunca elimde bir saniye durdu, hamur değil bu sefer, kepengin…
07:30. Gece vardiyası bitmek üzere, lobi neredeyse boş, kahve makinesinin sesi dışında hiçbir şey yok ve ben yine o taslakları açtım, telefonumda seninle ilgili o klasörü, ki adını bile koyamıyorum o klasöre, "arşiv"…
Sabah sekiz buçuk; motosikletin aynasında güneş daha yeni ısınmaya başladı ama Antakya'nın eylül sabahında rüzgâr, gece kalan bir serinliği taşıyor, ben de dağıtıma çıkmadan önce bir dakikalığına o sokakta durdum. Uzun…
Öğlen 13.23, Perşembe. Çocuklar öğle uykusunda, sınıf o kadar sessiz ki kendi kalbimin sesini duyuyorum, ne kadar saçma değil mi, kırık iki yaşında bir kalbin sesi duyulur muymuş. Perdeler yarı çekik, masanın üstünde…
2 Eylül 2026, Çarşamba. Erzurum'da hava açık, geceleri serin, yerde kar yok; termometre gece on iki dereceyi gösteriyor ama benim aklımdaki kalınlık hâlâ kırk santim. Otuz yıl önceki o kışta kar dizlere kadar geliyordu…
Akşam nöbetinden devri alıp yazıyorum bunları, saat iki kırk bir, şehir uyuyor, ben yazıyorum; çünkü bazı nöbetler silahla değil, kalemle tutuluyor, bunu kırk yedi yaşında öğrendim. O yaz mektuplar yazdım, üstüne basa…
Saat 19.44. Bu sefer gece yarısı değil... Akşamın ortasında, kimse fark etmeden yakaladım kendimi. Kreşten yeni çıktım, elimde çocukların bugün boyadığı kalplerden biri var; kırmızıya boyamaya çalışmış, kenarları mora…
Sabah 06.40'ta, ışıklar henüz maviyken kilitleri çevirdim. Beşiktaş'ta ağustos sabahı bile serin oluyor, kepenkler gıcırdadı, içerideki koku hep aynı: kavrulmuş çekirdek, ıslak bez, biraz da dünkü pastanın tatlılığı. O…
Sabah altı, camdan henüz ışık yok, Ağustos'un son haftası bile Bursa'da insanı üşütüyor. Stajyer mimarlar bu saatte uyanmaz ama ben uyuyamadım, yatakta statik hesap yaptım: bir insanın kalbine bin kiloluk özlem…
Saat on yedi otuz bir, poyraz yerini lodosa bıraktı; hava sıcak ve ağırlaşmış, deniz kurşuni bir maviye döndü. Ağustosun son pazarı, mahallede çocuk sesleriyle akşama karışıyor. Size yazmayı çoktandır bırakmıştım…
Saat yirmi iki on dokuz, Boztepe'de hafif bir pus var. Aracı park ettim, camı bir parça açtım. Aşağıda şehir, sarı ışıklarına sarınmış, denizle koyu koyu konuşuyor. Radyoda karadeniz türküsü çalıyor, sesi kısmışım; ben…
Sitemiz yalnızca çalışması için gerekli çerezleri kullanır. Ayrıntılar