Üçüncü Saat, Omuz Dikişi
Saat üç. Dükkânı kapattım. Anahtarı çevirdim, kepengi indirdim. Ama eve gitmedim. Terzihanenin arka odasında, lambanın altında kaldım. Yıllardır alışkanlık oldu. Önümde o ceket var. Otuz yıl önce diktiğim. Omuz dikişini…
Etiket
Saat üç. Dükkânı kapattım. Anahtarı çevirdim, kepengi indirdim. Ama eve gitmedim. Terzihanenin arka odasında, lambanın altında kaldım. Yıllardır alışkanlık oldu. Önümde o ceket var. Otuz yıl önce diktiğim. Omuz dikişini…
Öğle güneşi, Yivli Minare'nin gölgesi atölyemin eşiğine dayandığında, saat on ikiyi beş geçe, masamdaki makasın üstüne düşüyor, ben de bu ışığın içinde oturup sana yazıyorum, sana ki bu satırları hiçbir zaman…
Bir ipliğin kopma anı vardır, sesi duyulmaz ama kumaş bilir; ben de o günden beri, ilmek ilmek sökülen bir şeyin sesini duyuyorum kendi içimde, kimseye çaktırmadan. O gömlek hâlâ sehpada duruyor. Kırk yedinci gecesiydi…
Cumartesi akşamı, ofiste son seansı bitirmiş, koltuğun kolçağındaki çayı soğumaya bırakmıştım; camdaki yansımam bana, yirmi yıl önce bir koridorda sırtını duvara verip bekleyen kızı hatırlattı, o kız da benim, hayır…
Adana'dan çıktım sabah altıda, akşam sekizde Mersin'in taş ocağından döndüm; kilometre sayacı bugün tam 612 yazıyor. Pozantı geçişinde hava karardı, karşıdan gelen tırların farları bir bir yanıyordu, birinin sağ farı…
Saat 00.12, hava on iki derece, rüzgâr denizden esiyor ve saçlarımı üçe katlayıp başıma topuz yapıyorum çünkü artık saçma sapan şeylere enerji harcamak istemiyorum. Vardiyadan yeni çıktım, ellerimde hâlâ kumaş kokusu…
Sevgili defter, bu akşamki hâlimi bir fotoğraf terimiyle anlatmam gerekirse: netlik. Yıllarca flu gördüğüm bir şeyi, kırk yaşında, Elazığ'ın serin bir ekim akşamında, stüdyonun kepenklerini indirirken sonunda net…
22:13. Dükkanı kapadım, eve yeni geldim, elimde hâlâ etiketlerin kokusu var. O yapışkan koku, parmaklarımdan gitmiyor akşama kadar. Telefonu cebimde, hep sol cebimde, çünkü sen mesajlarını hep geç atarsın, ben de o…
sabah 01.29 Otobüsün arka koltuğunda cam kenarındayım yine. Vardiyadan yeni çıktım, kulaklığı takmayı unutmuşum, o yüzden şehir bütün sesiyle üstüme geliyor: motorun homurtusu, öndeki adamın telefon zili, bir ara…
Sabahın körü sayılır mı bilmiyorum ama saat sıfır otuz yedi, herkes uyurken ben yazıyorum bunları; emekli olduktan sonra gündüzleri geceye, geceleri gündüze benzettiğimden olsa gerek, içimdeki nöbetçi hâlâ vardiyasını…
Bu sabah çarşıya inince hava sisliydi, öyle ince bir sisti ki simit tezgâhının buğusundan ayırt etmek güçtü; kepengi kaldırırken o sisin içinden senin geçtiğini gördüm ve otuz yıl önce kapanan kapıların gürültüsü yerine…
sabah 02.29 Samsun'da eylülün son gecesi. Pencereyi aralık bıraktım, denizden gelen rüzgâr çizim kâğıtlarımı kaldırıyor. Kâğıtlarım uçmasın diye fincanı üstlerine koydum. Fincanın altında bir cephe çizimi var. Pencere…
Şu an saat 01.22, otobanın Boğaziçi kesimindeyim. Pazartesi sabahına karşı, yol benim kadar uykusuz. Sağ şeritte bir tır var, dörtlülerini yakmış, sanki o da birini bekliyor. Farlarım asfalttaki çizgileri yalayıp…
Saat 12.07. Öğle yoğunluğu yeni dağıldı. Tezgâhta limonlu keklerin son dilimleri duruyor. Fırın hâlâ sıcak. Ben sıcak değilim. Sadece yorgunum. Bugün salı değildi. Cuma. Biliyorum. Ama bir kadın geldi, "kütüphaneye…
Bugün ofisime yeni dönemden bir öğrenci geldi, elinde dosyası, gözünde o 'acaba anlatabilir miyim' bakışı; kapıyı kapatırken koridorda birinin gülüşü, hayır, öyle değil, gülüş değil, ayak sesiydi, ama benim kalbim yine…
Sitemiz yalnızca çalışması için gerekli çerezleri kullanır. Ayrıntılar