Saat 22.01. Salonda onuncu saattim, evde ilk dakikam. Tırnaklarımın arası hâlâ boya kokuyor, saçlarımın arası hâlâ sen kokuyorsun. İkincisi metafor. Birincisi mesleki risk. Bugün fön makinesini servise götürdüm. İki…
01:06'da uyandım yine. Yatağın altındaki botlarımı göremiyorum ama biliyorum, oradalar. Nöbetçi subayın koridorda yankılanan adımları durdu. Gece yarıları bu kışla hep böyle. Sessiz ama tamamen sessiz değil. Yarın altı…
21.17'de yazıyorum bunları. Daha erken bir saat, biliyorum, ama bugün Gökçay boyunca yürürken anladım ki gece yarısını beklemek de bir tür erteleme. On beş yıldır erteliyorum zaten, bir saat daha ne değiştirir ki…
Akşam treni yine beş dakika gecikti, hoparlörden duyurulan cızırtılı kadın sesi ofisimin camına vuruyor, ben ise on dört yıldır aynı cümleyi düzeltmeye çalışıyorum: "O zaman git işte." Dört kelime. Memuriyet sınavı için…
Saat 00.12, İstanbul'da hava öyle nemli ki, kendimi kumaş sergisindeki son parça gibi hissediyorum: kimsenin dokunmaya cesaret edemediği, ama herkesin bir kere olsun eliyle yokladığı cinsten. Ben yine deniz…
Saat beş on üç. Vardiyadan yeni çıktım, üniformanın üstümdeki hastane kokusu hâlâ duruyor; alkol ve çamaşır suusu karışımı o koku, sen de bilirsin, sana anlatmıştım bir kere. Körfezde yürüyorum şimdi. Rüzgâr sert değil…
Saat on bire beş var, pencereyi bir parmak aralık bıraktım, poyraz esiyor. Eylülün yedisi ama hava ne sıcak ne soğuk, öyle arafta bir şey. Kordon'dan yeni döndüm, ayakkabılarımın içinde deniz tuzu var, hissediyorum. Bu…
Sana, Sana bir şey söyleyecektim, o gece, mezuniyet gecesi, kalabalığın ortasında, elinde o saçma sapan kepginle... Ama söyleyemedim. Yedi yıl oldu. Yedi yıl, anlıyor musun? Ben sayılarla uğraşan biriyim, hesap yaparım…
2 Eylül 2026, Çarşamba. Erzurum'da hava açık, geceleri serin, yerde kar yok; termometre gece on iki dereceyi gösteriyor ama benim aklımdaki kalınlık hâlâ kırk santim. Otuz yıl önceki o kışta kar dizlere kadar geliyordu…
Saat 23.33, odamın tavanına doğru yatıyorum ve komodinimin çekmecesi hâlâ benimle konuşuyor, ben de ona cevap veriyorum, ikimiz de bu ilişkinin ne kadar sağlıklı olduğunu biliyoruz ama kimse adını koymuyor. Bugün üç…
Saat 01:38. Mutfakta yalnız kaldım, otel kapandı, sezon bitti sayılır. Eylül geldi işte... Eylül gelmeden yaz defterine bir şeyler karalamam gerekiyordu, yoksa yine içimde kalacaktı. Bugün son turistler gitti. Otobüsler…
Saat 01.20, akşamın provasından yeni çıktım, parmaklarım hâlâ o son bölümde takılı kaldı ve koridorda yankılanan sesin peşinden eve dönerken bir kere bile arkama bakmadım, çünkü artık arkamda bakacağım kimse kalmadı. Üç…
01:47. yine uyuyamadım. yarın ilk zil çalacak, benim de ilk günden sıraya geçmem lazım... neyse. bugün okulun bahçesinde yeni öğrencileri gezdirdim, anneler ellerinde dosyalarla peşlerindeydi. bir tanesi koluma girdi…
Saat 19.42. Muhabir, izinli olduğu bir akşam kendi mutfağında yabancı bir kadınla karşılaştı. Kadının, üç yıldır aynı kanepede yarım metre ötede oturan kişiyle büyük benzerlik taşıdığı tespit edildi. Edinilen bilgiye…
Dün gece bir fotoğrafa baktım. 2019 yazı, Pamukkale'nin beyaz teraslarında çekilmiş bir kare. İkimiz de kadrajın ortasındaydık ve gülüyorduk; o kadar ki, gözlerimiz kısılmış, benim elim onun omzunda, onunki belimde…