21:53. Kafe kapandı. Sandalyeleri masaların üstüne devirdim, ışıkları söndürmeden önce son bir tur attım. Boş bir mekânın ışığı ne kadar çabuk soluyor, fark etmiş miydiniz? Bu akşam bir çift geldi. Pencere kenarı. İki…
Sabah 06.40'ta, ışıklar henüz maviyken kilitleri çevirdim. Beşiktaş'ta ağustos sabahı bile serin oluyor, kepenkler gıcırdadı, içerideki koku hep aynı: kavrulmuş çekirdek, ıslak bez, biraz da dünkü pastanın tatlılığı. O…
Akşam on bire çeyrek var, odamın lambası sarı, camdan giren hava artık yazın değil, eylülün ön kokusu. Bu saatte şehir uslanmış, komşunun balkonundaki sardunya bile susmuş. Bugün kreşte sonbahar hazırlığı yaptık…
Şu an saat 22.57. Balkon kapısı açık, caddeden gelen lamba ışığı tavana vuruyor, gölgesi perdede uzun bir çizgi gibi duruyor. Yedi yıl boyunca aynı masada çizdik; sen sol kalemi, ben sağ kalemi kullanırdın, ortada hep…
saat 01.57, mutfakta yine ben. Çocuklar uyudu, tez dosyası açık, ama ben perdenin aralığından denize bakıyorum. Ağustos'un son haftası ve gündüz hâlâ yaz gibi ısrar ediyor; geceleri ise artık sonbahar geliyor, fark…
Bir pazar akşamüstü, saat beşi çeyrek geçiyor. Deniz kenarındaki banka oturdum, ayaklarımın altında çakıl taşları, elimde hastaneden arta kalan kâğıt bardak çayım. Sana yazıyorum, adını yazmayacağım, biliyorsun. Bugün…
Aydın'da ağustos geceleri bile sımsıcak kalır; ama bu akşam ofisten çıkarken rüzgâr, toprağın üstünde bekleyen son sıcaklığı alıp götürüyordu. Sıcak taşlar yavaş yavaş soğumaya başlamıştı bile. Rumuzumu oradan aldım…
Sabah 06.40, yağmur var. Akşam 20.55, hâlâ yağmur var. İstanbul bugün benimle aynı fikirde. Dükkânı kapattım. Kasayı sayıyorum. Üç kere saydım, üç kere eksik çıktı. Sen olsan 'harçlığı nereye koydun' derdin. Ben de…
Sabah 01.08, Perşembe'ye beş dakika var, Adana'da hava hâlâ sıcak ama ben yine üşüyorum. Klimalı odada bile üşüyor insan, içinde taşınmamış bir adam varsa. Bugün ofiste bir çifte üçüncü kata çıkan bir daire gösterdim…
14 Ağustos 2026, Cuma, saat 20:42. Defteri açtım, tarih düşüyorum, çünkü ben böyle öğrendim; önce kayda geçir, sonra ağla. Muhasebeciyim, rakamlar benim akrabalarım gibidir, hiç yalan söylemezler, en fazla yuvarlarlar…
Saat 20:54. Perşembe akşamı, evde yalnızım. Tatile iki hafta var, koridorlar zaten yarı boş; ben yine de uğradım sınıfa bugün, tahtayı silmek için. Köşeye tarihi yazdım: 13 Ağustos. İçimden bir isim geçti, her zamanki…
10 Ağustos 2026, Pazartesi, saat 23:27. Ankara bu gece serin, pencereden giren rüzgâr perdeyi hafifçe kaldırıyor, hava raporuna göre on dokuz derece, benim hissettiğimse çok daha soğuk bir şey, çünkü bu evde sıcaklığı…
Sabah 06.36. Pazar. Klinik kapalı ama ben yine erken uyandım. Vücut, tatili tanımıyor. Diş hekiminin vücudu, tatil sabahında bile yediye kurulu çalar. Bu defteri ilk kez açıyorum. Neden bugün, bilmiyorum. Belki dün…
Bu gece saat bir buçukta uyuyabildim, dün gece de ikiyi biraz geçiyordu... Ankara'nın Ağustos geceleri, kışın o kuru soğuğundan başka bir şekilde acıtıyor insanı; ne rüzgâr var ne kar, sadece sıcak bir hareketsizlik…
Şu an 23.59, Sakarya'dayım. Yarın sabah erken çıkacağım, Mersin yükü. Ama daha yola çıkmadan yazayım dedim, yoksa dağın ortasında unuturum. Bu gece garaja indim, tırın kapısını açtım, içeriye bir baktım. Sonra kapattım…