Saat 22.01. Salonda onuncu saattim, evde ilk dakikam. Tırnaklarımın arası hâlâ boya kokuyor, saçlarımın arası hâlâ sen kokuyorsun. İkincisi metafor. Birincisi mesleki risk. Bugün fön makinesini servise götürdüm. İki…
01:06'da uyandım yine. Yatağın altındaki botlarımı göremiyorum ama biliyorum, oradalar. Nöbetçi subayın koridorda yankılanan adımları durdu. Gece yarıları bu kışla hep böyle. Sessiz ama tamamen sessiz değil. Yarın altı…
00:22. Eylül'deyiz ama Van'da gece artık kışa hazırlanıyor. Gölün kokusu değişti, yazın o tozlu sıcaklığı gitti, yerine soğuk ve temiz bir şey geldi. Ben de değiştim galiba. Üç ay oldu. Akşam eski bir projeyi açtım…
Saat 00.20, konserten yeni döndüm, ayakkabılarım hâlâ ayağımda, çorabımın ucunda salondan kalan o soğuk toz hissi var ve ben kapının önünde durup anahtarı çeviremedim, çünkü içeride kimin olduğunu bilmek artık bir…
9 eylül, öğlen 12.10. Rumuzum eylülgecesi. Doğum günüm değil bu, merak etmeyin. Ama herkesin bir ayı vardır, benim de var: eylül. Adım gibi. Yani rumuzum gibi. Yani... neyse. Konuya geleyim. Bugün kafeteryada tez…
7 Eylül 2026, Pazartesi. Saat 23.30. Bursa'da hava kapalı, geceye doğru serin bir rüzgâr var; pencereyi aralık bıraktım, perdeler hafifçe kıpırdıyor. Bu siteye bugün üye oldum. Rumuz seçerken epey durakladım…
Sayfa 187. Bugün rafta bir Cemal Süreya şiiri düştü elimden, yere düşünce açıldı, tam o sayfada. Kütüphane kapanıyordu, ben toparlarken o geldi, "bu kitabı bırakıp giden ilk kız değilsin ama en çok üzüleni sensin" dedi…
Saat 23.33, odamın tavanına doğru yatıyorum ve komodinimin çekmecesi hâlâ benimle konuşuyor, ben de ona cevap veriyorum, ikimiz de bu ilişkinin ne kadar sağlıklı olduğunu biliyoruz ama kimse adını koymuyor. Bugün üç…
Saat tam yirmi bir otuz dört. Balkon kapısı açık, Eylül'ün ilk günleri ama İzmir hâlâ yazı bırakmamış; denizden gelen esinti bile ılık. Kordon'dan yeni döndüm, ayakkabılarımın altında hâlâ taşların sesi var gibi. Bugün…
Saat 01.20, akşamın provasından yeni çıktım, parmaklarım hâlâ o son bölümde takılı kaldı ve koridorda yankılanan sesin peşinden eve dönerken bir kere bile arkama bakmadım, çünkü artık arkamda bakacağım kimse kalmadı. Üç…
01:47. yine uyuyamadım. yarın ilk zil çalacak, benim de ilk günden sıraya geçmem lazım... neyse. bugün okulun bahçesinde yeni öğrencileri gezdirdim, anneler ellerinde dosyalarla peşlerindeydi. bir tanesi koluma girdi…
Dün gece bir fotoğrafa baktım. 2019 yazı, Pamukkale'nin beyaz teraslarında çekilmiş bir kare. İkimiz de kadrajın ortasındaydık ve gülüyorduk; o kadar ki, gözlerimiz kısılmış, benim elim onun omzunda, onunki belimde…
Yüz on dokuz gün oldu. Sayıyorum hâlâ, utanmıyorum. Sen gittiğinde haftada bir yazıyordum, hani mektuplar birikirdi masamda, zarfların üstünde senin adın dururdu. Şimdi tek bir zarf bile yok, hepsi defterde, burada…
01:23. Buzdolabının uğultusu dışarda bir ses yok; ben de kayıt altına alayım madem, saat tam bu. Defterin yirmi üçüncü sayfasındayım. Yirmi üç. Ben ne yaptım ki, sayfalara numara verip kendimce bir arşiv kurdum; sanki…
Saat yirmi iki elli sekiz, odamın camında ağustosun son sıcaklığı var, tık yok. Radyoda eski bir arabesk çalıyor, sanırım annemin gençliğinden kalma bir şarkı; ben bilmiyorum sözlerini ama melodisi insanı bir yerinden…