Bugün Konya'da gökyüzü o ince, açık mavi tonundaydı; akşama doğru bulutlar biraz ağdı ama yağmur kıyısından dolaştı gitti. Rüzgâr yine yüzümü yaktı, o kesik, düz rüzgâr. Postaneye giderken atkımı burnuma kadar çektim…
Sevgili defter, Bu akşam pencereyi açtığımda havanın kokusu değişmişti. Ekim ortasının o gri, ıslak taş kokusu... Bolu'da kış erken gelir, bilirim. Ama bu yıl ilk kez korkmadım. Belki de çünkü artık biliyorum: kar…
Saat 20:45; ofisten yeni çıktım, iskelede beklerken yazıyorum bu satırları, belki de bu deftere en çok yakışan yer burasıdır çünkü denizin üstünde yazılan her şey biraz tuzlu, biraz titrek oluyor. Karşı kıyı daha yeni…
Adana'dan çıktım sabah altıda, akşam sekizde Mersin'in taş ocağından döndüm; kilometre sayacı bugün tam 612 yazıyor. Pozantı geçişinde hava karardı, karşıdan gelen tırların farları bir bir yanıyordu, birinin sağ farı…
22:13. Dükkanı kapadım, eve yeni geldim, elimde hâlâ etiketlerin kokusu var. O yapışkan koku, parmaklarımdan gitmiyor akşama kadar. Telefonu cebimde, hep sol cebimde, çünkü sen mesajlarını hep geç atarsın, ben de o…
sabah 02.29 Samsun'da eylülün son gecesi. Pencereyi aralık bıraktım, denizden gelen rüzgâr çizim kâğıtlarımı kaldırıyor. Kâğıtlarım uçmasın diye fincanı üstlerine koydum. Fincanın altında bir cephe çizimi var. Pencere…
Şu an saat 01.22, otobanın Boğaziçi kesimindeyim. Pazartesi sabahına karşı, yol benim kadar uykusuz. Sağ şeritte bir tır var, dörtlülerini yakmış, sanki o da birini bekliyor. Farlarım asfalttaki çizgileri yalayıp…
Saat 20:09. Karşı kıyının ışıkları, camda benimle birlikte titriyor; vapurun motoru bir eski şarkı gibi uğulduyor ve ben yine o masada unutulmuş kalemi düşünüyorum. O kalemi sana uzatırken elim titrememişti ama içimde…
07:21, hava güneşli, camlar bile parlıyor... ben hâlâ yağmurluyum. Sana yazıyorum, tıpkı her sabah olduğu gibi. Sadece bu sefer kâğıt yok, sadece metro camı ve buharı üstüne parmağımla çizdiğim harfler var. Bir durak…
Saat 20.43. Kepenkleri daha indirmedim, yarım kaldı, içimdeki her şey gibi. Dışarıda hava kararıyor, rıhtımdan bir vapur düdüğü geldi az önce, o sesi duyunca elimde bir saniye durdu, hamur değil bu sefer, kepengin…
07:30. Gece vardiyası bitmek üzere, lobi neredeyse boş, kahve makinesinin sesi dışında hiçbir şey yok ve ben yine o taslakları açtım, telefonumda seninle ilgili o klasörü, ki adını bile koyamıyorum o klasöre, "arşiv"…
Saat beş on üç. Vardiyadan yeni çıktım, üniformanın üstümdeki hastane kokusu hâlâ duruyor; alkol ve çamaşır suusu karışımı o koku, sen de bilirsin, sana anlatmıştım bir kere. Körfezde yürüyorum şimdi. Rüzgâr sert değil…
Yüz on dokuz gün oldu. Sayıyorum hâlâ, utanmıyorum. Sen gittiğinde haftada bir yazıyordum, hani mektuplar birikirdi masamda, zarfların üstünde senin adın dururdu. Şimdi tek bir zarf bile yok, hepsi defterde, burada…
Saat 19.44. Bu sefer gece yarısı değil... Akşamın ortasında, kimse fark etmeden yakaladım kendimi. Kreşten yeni çıktım, elimde çocukların bugün boyadığı kalplerden biri var; kırmızıya boyamaya çalışmış, kenarları mora…
Saat 23.33, hava sıcak ama rüzgâr yok, İstanbul terlemiş bir şehir gibi duruyor havada. Vardiyadan yeni çıktım, üniformanın gömleğinin düğmelerini çözürken resepsiyonun camındaki yansımama baktım; otuz dört yaşında bir…