Kıymetlim, Bugün lokantayı erken kapattım. Ağustos'un sıcağı insanı yoruyor, müşteri de az geldi; sıcakta çorba içen olmuyor tabii. Tezgâhı silerken gözüm yine o çekmeceye kaydı. Senin ilk mektubun duruyor orada, kâğıdı…
Akşamüstü beş buçukta, stüdyonun batı camı kızıla dönerken yazıyorum sana. Ağustos sıcağı duvarlarda duruyor, ben ise serinliği karanlık odada arıyorum. Bugün bir düğün çektim. Gelinin babası ona kolunu verirken…
Şu an 23.59, Sakarya'dayım. Yarın sabah erken çıkacağım, Mersin yükü. Ama daha yola çıkmadan yazayım dedim, yoksa dağın ortasında unuturum. Bu gece garaja indim, tırın kapısını açtım, içeriye bir baktım. Sonra kapattım…
13:39. Öğle paydosundan çıktım, ofisten yokuşa vurdum kendimi. Hava sıcak ama gölge tarafı buldum, oradan iniyorum. Stajın üçüncü haftası. Bugün ilk defa, kod derken elim titremedi. Hata mesajı geldi, okudum, düzelttim…
22.50, eve yeni girdim. Kemerimi çözüp tabancamı dolaba koydum, kilitledim. Alışkanlık işte... on beş yıldır o dolabın anahtarını ben saklardım, o bulamazdı zaten. Şimdi anahtar da bende, kilit de bende, koca ev benim…
Bugün klinikten dokuzu çeyrek geçe çıktım, temmuzun son cuması ve hava daha yeni kararmaya başlamıştı, caddede simitçiler toplanıyordu. Çantamda hâlâ sabah doğum yapan sokak kedisi Misket'in fotoğrafları var, üç yavrusu…
Şu an saat 00.20, Bostanlı iskelesi civarı, son seferin dönüşü. Cam biraz açık, denizden gelen rüzgâr direksiyona vuruyor, ellerim tuz kokuyor. Bugün tam yirmi iki yıl oldu, ilk kez o küçük kasabanın iskelesinde seninle…
Sevgili kendim, Bu gece Kars'ta hava bile şaşırmış sanki, Temmuz sonu ama serin, pencerem açık ve ben ilk kez bir yazı seninle geçirmeye karar verdim. Yıllarca başkalarının acılarını dinledim; gençlik merkezinde bir…
sabah 07.01. Nöbetten yeni çıktım. Gözlerim yanıyor, ayaklarım taşıyor ama eve değil, sahile indim. Alışkanlık bu. Alışkanlıktan beter bir şey. Banka oturdum. Tahtası ısınmış bile, geceden beri kimler oturdu kim bilir…
sabah 06.39. çocuklar cumartesi gitti, pazar döndü. bugün salı ve ben hâlâ o sessizliğin hesabını tutuyorum. ev boşken çay içtim. iki bardak çıkardım, sonra birini geri koydum. alışkanlık diye buna deniyor herhalde…
Adagio — temposu yavaş, ama bırakması en zor olan bölüm. Temmuzun son gecesi, Trabzon'da yağmur yine sözünde durdu. Konservatuvar kapandı, hocalar gitti, ben sınıfta kaldım; pencereden Değirmendere'nin kokusu geliyor…
Akşamüstü beş buçuk suları, deniz bugün turuncaya çalarken maviye, rüzgâr hafif, balkondaki sandalyenin minderinde hâlâ senin bıraktığın çukur duruyor, ben de oraya oturup ayaklarımı uzattım, kimse düzeltmedi diye. On…
Şunu da ekleyeyim: Kordon'da bir yıldır tek başına yürüyen bir kadın hakkında istatistiksel bir bilgiye ulaştık. Kaynak: kendim. Deniz kenarında simit satan amca artık beni görünce iki çay koymaya başladı, biri benden…
Bugün Trabzon'da öğlen saatlerinde bir yaz yağmuru bastırdı, denizden gelen rüzgâr kafenin camlarını bir güzel çarptı, ben de köşe masamda oturup o yağmuru izledim durdum... İnsanın yağmura bakıp hiçbir şey düşünmediği…
sabah 05.40 değil, öğlen 13.02. dışarıda Nevşehir sıcağı, asfalt buğulanıyor. ben jandarma değil, polis memuruyum; gece vardiyasından çıktım, sabah uyudum, şimdi çay demledim. bu şehirde kimse beni tanımıyor demiştim…