Saat 01.03, Mutfak Tezgâhından
Saat 01.03, mutfak tezgâhının başındayım. Çocuklar bir saat önce uyudu, bulaşık makinesinin uğultusu hâlâ bitmedi. Bu defteri açalı çok olmadı ama bu gece yazmazsam patlayacağım sanıyorum. Sana yine yazıyorum…
Etiket
Saat 01.03, mutfak tezgâhının başındayım. Çocuklar bir saat önce uyudu, bulaşık makinesinin uğultusu hâlâ bitmedi. Bu defteri açalı çok olmadı ama bu gece yazmazsam patlayacağım sanıyorum. Sana yine yazıyorum…
Sevgili ben, Perşembe akşamı, saat on bire doğru, tezgâhın arkasındaki taburenin üstünde oturuyorum ve eczane kapalı. Kepenkleri indirdim, ışıkların yarısını söndürdüm, sadece reçete masasının üstündeki lamba yanıyor…
Saat 22.45. Çay soğuyor. Yine. Ben bu çayı kim içecek diye demliyorum, hâlâ anlayamadım. Kırk yaşında sanal aşk, bravo bana. Üstelik Nevşehir'de, kocaman bir evde, bulaşık makinesi çalışırken, bir adamın mesajını…
Şu an saat 01.22, otobanın Boğaziçi kesimindeyim. Pazartesi sabahına karşı, yol benim kadar uykusuz. Sağ şeritte bir tır var, dörtlülerini yakmış, sanki o da birini bekliyor. Farlarım asfalttaki çizgileri yalayıp…
Saat iki kırk beşti, camlar buğulanmıştı. Eski model arabanın camını bir mendille silmek için uzandığımda, mendilin kenarında kurumuş bir deniz kokusu kaldığını fark ettim. Dışarıda Eylül sonu yağmuru, İstanbul'un ıslak…
Sana yine yazıyorum, yine yazamıyorum. Surların dibindeki o evin onarımı biteli çok oldu ama benim onarımım bitmedi galiba. Bu akşam yine önünden geçtim. Işık yanıyordu. Perdenin rengi değişmiş; sarıydı eskiden, şimdi…
Akşam üstü, ofisten çıkmadan önce son bir kez masama oturdum; Eylül güneşi jaluzilerin arasından o eski eğik açısıyla vuruyor, çizim masasının üzerindeki şablonların gölgesi duvara düşüyordu. Bugün bir müşteri için…
Sabah 01.17'de yazıyorum bu satırları, yani aslında gece, ama saatler benim için hâlâ sabahın habercisi. Kulaklığı çıkaralı üç saat oldu, kulağımda hâlâ 'hoş geldiniz, sizi bu arama nedeniyle...' diye bir uğultu var…
Saat 20:09. Karşı kıyının ışıkları, camda benimle birlikte titriyor; vapurun motoru bir eski şarkı gibi uğulduyor ve ben yine o masada unutulmuş kalemi düşünüyorum. O kalemi sana uzatırken elim titrememişti ama içimde…
19 Eylül 2026, Cumartesi, saat 21:36. Çocuklar yeni uyudu. Defteri açtım, kalem elimde kaldı öylece. Okul bu hafta başladı; çantalarına yeni aldığım defterlerin sayfaları hâlâ o tertemiz kâğıt kokusunu taşıyor…
07:48, hava bulutsuz, ben tamamlanmamış bir cümle. Dün gece rüyamda yine o koridordaydım. Ama bu sefer farklıydı; sen bana doğru yürüdün, ben de cümleme başladım. "Ben seni..." dedim ve sonra, her zamanki gibi, zil…
07:21, hava güneşli, camlar bile parlıyor... ben hâlâ yağmurluyum. Sana yazıyorum, tıpkı her sabah olduğu gibi. Sadece bu sefer kâğıt yok, sadece metro camı ve buharı üstüne parmağımla çizdiğim harfler var. Bir durak…
Saat 20.43. Kepenkleri daha indirmedim, yarım kaldı, içimdeki her şey gibi. Dışarıda hava kararıyor, rıhtımdan bir vapur düdüğü geldi az önce, o sesi duyunca elimde bir saniye durdu, hamur değil bu sefer, kepengin…
07:30. Gece vardiyası bitmek üzere, lobi neredeyse boş, kahve makinesinin sesi dışında hiçbir şey yok ve ben yine o taslakları açtım, telefonumda seninle ilgili o klasörü, ki adını bile koyamıyorum o klasöre, "arşiv"…
9 eylül, öğlen 12.10. Rumuzum eylülgecesi. Doğum günüm değil bu, merak etmeyin. Ama herkesin bir ayı vardır, benim de var: eylül. Adım gibi. Yani rumuzum gibi. Yani... neyse. Konuya geleyim. Bugün kafeteryada tez…
Sitemiz yalnızca çalışması için gerekli çerezleri kullanır. Ayrıntılar