Sabah 07.40'ta, Bostanlı vapurunda, telefonumun takvimine bir daha bakmamaya yemin etmiştim ki bugün tam o günü, yani davetiyesinin basıldığı ama hiç gönderilemeyen günü gösterdi; ne yaman tesadüf, takvim de onun…
Saat 20:45; ofisten yeni çıktım, iskelede beklerken yazıyorum bu satırları, belki de bu deftere en çok yakışan yer burasıdır çünkü denizin üstünde yazılan her şey biraz tuzlu, biraz titrek oluyor. Karşı kıyı daha yeni…
13 Ekim 2026, Salı, 20.51. Ofisten yeni çıktım, masamdaki son dosyayı kapattım ama aklımdaki hesap kapanmıyor. Dört yıl önce bir Boğaz hattında, ikisi de ters yöne kaçarken çarpmıştık birbirimizi. Ben vapura, o karşı…
sabah 01.29 Otobüsün arka koltuğunda cam kenarındayım yine. Vardiyadan yeni çıktım, kulaklığı takmayı unutmuşum, o yüzden şehir bütün sesiyle üstüme geliyor: motorun homurtusu, öndeki adamın telefon zili, bir ara…
Kapanış saati, 21.10. Tezgâhı topladım, kepenkleri yarıya kadar indirdim, sonra durdum. Camda bir kadın duruyordu, önlüğü hâlâ boynunda, saçları dağılmış. Bir saniye onu tanıyamadım. Üç yıl oldu mu, olmadı mı bilemedim…
Saat iki kırk beşti, camlar buğulanmıştı. Eski model arabanın camını bir mendille silmek için uzandığımda, mendilin kenarında kurumuş bir deniz kokusu kaldığını fark ettim. Dışarıda Eylül sonu yağmuru, İstanbul'un ıslak…
Öğlen 12.27'de, kalabalık en sert hâliyle üstüme gelirken yazıyorum bunları. Cumartesi; öğrenciler, turistler, tek başına kitap okuyan adamlar. Ben fincanları diziyorum, tepsileri taşıyorum, gülümsüyorum. Gülümsemek de…
Akşam üstü, ofisten çıkmadan önce son bir kez masama oturdum; Eylül güneşi jaluzilerin arasından o eski eğik açısıyla vuruyor, çizim masasının üzerindeki şablonların gölgesi duvara düşüyordu. Bugün bir müşteri için…
Saat 20:09. Karşı kıyının ışıkları, camda benimle birlikte titriyor; vapurun motoru bir eski şarkı gibi uğulduyor ve ben yine o masada unutulmuş kalemi düşünüyorum. O kalemi sana uzatırken elim titrememişti ama içimde…
Sabah 06.40'ta, ışıklar henüz maviyken kilitleri çevirdim. Beşiktaş'ta ağustos sabahı bile serin oluyor, kepenkler gıcırdadı, içerideki koku hep aynı: kavrulmuş çekirdek, ıslak bez, biraz da dünkü pastanın tatlılığı. O…
Saat 23.33, hava sıcak ama rüzgâr yok, İstanbul terlemiş bir şehir gibi duruyor havada. Vardiyadan yeni çıktım, üniformanın gömleğinin düğmelerini çözürken resepsiyonun camındaki yansımama baktım; otuz dört yaşında bir…
Saat yirmi iki on dokuz, Boztepe'de hafif bir pus var. Aracı park ettim, camı bir parça açtım. Aşağıda şehir, sarı ışıklarına sarınmış, denizle koyu koyu konuşuyor. Radyoda karadeniz türküsü çalıyor, sesi kısmışım; ben…
Saat 06:08, hava puslu. İstanbul cumartesi sabahına bile yalan söylüyor; güneş var diyorlar, ben camda sadece bulanık bir yüz görüyorum. Muhtemelen benim yüzüm. Muhtemelen. Staj dönüşü değil bu, o ayrı. Bugün nöbet…
Sabah 06.40, yağmur var. Akşam 20.55, hâlâ yağmur var. İstanbul bugün benimle aynı fikirde. Dükkânı kapattım. Kasayı sayıyorum. Üç kere saydım, üç kere eksik çıktı. Sen olsan 'harçlığı nereye koydun' derdin. Ben de…
Saat 02:13. Mutfakta yalnızım, otelin sesi çekilmiş, sadece buzdolabının uğultusu var. Salı gününden kalma bir tencere ızgara kömürü kokusu var ellerimde, sabunla çıkmıyor, ben de çıkarmıyorum zaten. Bugün otuzuncu…