Bugün Konya'da gökyüzü o ince, açık mavi tonundaydı; akşama doğru bulutlar biraz ağdı ama yağmur kıyısından dolaştı gitti. Rüzgâr yine yüzümü yaktı, o kesik, düz rüzgâr. Postaneye giderken atkımı burnuma kadar çektim…
Sabah 06.32. Çocuklar dün akşam gitti. Ben de okul çantamı hazırladım, ilk kez. Yıllardır ilk kez biberon değil, kalem. Kalemin ağırlığı bu kadar mı tuhaf olur. İki bardak çıkardım yine. Alışkanlık işte. Birini boş…
Bugün Antalya'da hava, ilk kez bana sordu. Yani öyle olmadı tabii, ama ben öyle hissettim. Akşam üstü şubeden çıktım, ceketimi hiç giymedim, koluma taktım. Eylül'ün ortası ama hâlâ yaz ısrarı var havada. Falezler'e…
Buğdayı üç hafta önce biçtik, harman yerine çektik, dövüp savurduk; eleğin altından altın gibi akan taneleri çuvallara doldururken öğlen sıcağı bastırmıştı, Afyon'un o kavuran ağustos sıcağı. Köylünün dediği gibi…
sabah 06.40, tezgâhı açmadan önce. kepengi kaldırırken rüzgâr yüzüme çarptı. poyraz. adımı oradan koydum buraya. denizden gelen her şey gibi o da tuzlu ve soğuk. iyi geldi. bugün çarşamba. çarşumbalar hep aynı akar…
Saat yediyi çeyrek geçiyor, 7 Ağustos sabahı, ben Boğaz'ın bu yakasından öteki yakaya dönen vapurdan izliyorum İstanbul'u; otuz yıldır bu saatlerde eve dönerim, üstümde başkalarının acısının kokusu, ellerimde alkolün…
21.56. Oda saatte yazıyorum bugün. Alışılmadık, biliyorum. Ama karım daha yeni uyudu, ben de mutfaktayım. Yedi yıldır aynı evdeyiz ve ben hâlâ onun nefesinin düzelmesini bekliyorum, sonra kalkıyorum. Sanki bir izin…
Bugün klinikten dokuzu çeyrek geçe çıktım, temmuzun son cuması ve hava daha yeni kararmaya başlamıştı, caddede simitçiler toplanıyordu. Çantamda hâlâ sabah doğum yapan sokak kedisi Misket'in fotoğrafları var, üç yavrusu…
Şu an saat 00.20, Bostanlı iskelesi civarı, son seferin dönüşü. Cam biraz açık, denizden gelen rüzgâr direksiyona vuruyor, ellerim tuz kokuyor. Bugün tam yirmi iki yıl oldu, ilk kez o küçük kasabanın iskelesinde seninle…