Söyleyemediğim Cümlenin Üç Kelimesi
sabah 01.29 Otobüsün arka koltuğunda cam kenarındayım yine. Vardiyadan yeni çıktım, kulaklığı takmayı unutmuşum, o yüzden şehir bütün sesiyle üstüme geliyor: motorun homurtusu, öndeki adamın telefon zili, bir ara…
Etiket
sabah 01.29 Otobüsün arka koltuğunda cam kenarındayım yine. Vardiyadan yeni çıktım, kulaklığı takmayı unutmuşum, o yüzden şehir bütün sesiyle üstüme geliyor: motorun homurtusu, öndeki adamın telefon zili, bir ara…
Saat 22:55. Perşembe akşamları hep böyle geç başlar içimdeki sesler; sanki günün bütün gürültüsü çekilince kalan tek şey ben oluyorum. Dışarıda Hatay'ın ekim yağmurları yeni dindi, camdan gelen o ıslak toprak kokusu…
Saat on bir, camda hafif bir yağmur var. Ekim yağmuru, yazınkilerden farklı; daha yavaş düşüyor, sanki acele etmesi gereken bir yeri yok. Kütüphanenin üçüncü katındayım, her zamanki pencere kenarında. Kaloriferler yeni…
Saat 22.56. Dışarıda yağmur var. Ankara'nın eylül sonu yağmuru... Camda ince bir çizgi halinde akıyor. Mutfaktaki çaydanlık henüz sıcak. Salonda televizyon açık. O kanal değiştiriyor. Ben bu ekranın ışığında yazıyorum…
Saat 12.07. Öğle yoğunluğu yeni dağıldı. Tezgâhta limonlu keklerin son dilimleri duruyor. Fırın hâlâ sıcak. Ben sıcak değilim. Sadece yorgunum. Bugün salı değildi. Cuma. Biliyorum. Ama bir kadın geldi, "kütüphaneye…
Saat 13.47. Kütüphanenin arka sırası, her zamanki yerim. Camdan bakıyorum; sonbaharın ilk yağmuru yağıyor. Hava o kokuyu taşıyor, toprakla ıslak asfaltın karıştığı... İlk bahara benzemiyor ama yine de güzel. Bugün dokuz…
Sayfa 187. Bugün rafta bir Cemal Süreya şiiri düştü elimden, yere düşünce açıldı, tam o sayfada. Kütüphane kapanıyordu, ben toparlarken o geldi, "bu kitabı bırakıp giden ilk kız değilsin ama en çok üzüleni sensin" dedi…
Suskunluk. Bir ödünç kitap gibi taşıdım seni otuz yedi yıl. Süresi bitti, teslim edilmedin. Kimse ceza kesmedi. Cezayı bana ben kestim. Emekliliğe üç yıl kaldı. Akşamları ışıkları söndürürken hâlâ aynı cümle dolaşıyor…
14 Ağustos 2026, Cuma, saat 20:42. Defteri açtım, tarih düşüyorum, çünkü ben böyle öğrendim; önce kayda geçir, sonra ağla. Muhasebeciyim, rakamlar benim akrabalarım gibidir, hiç yalan söylemezler, en fazla yuvarlarlar…
13 Ağustos 2026, Perşembe, saat tam 19:12; koğuş lambasının sarı ışığı yatağın ayakucundaki demir boruya vuruyor, ben de telefonu elimde, ekranın kararmasını bekleyerek oturuyorum, çünkü ekran karardığında gün bitmiş…
Bu gece hava öyle sıcak ki, pencereyi açtım ama rüzgâr yok... Sadece limandan gelen o ıslak, tuzsuz bir sıcaklık var. Gökyüzü açık, ay yukarıda inatla duruyor. Saat bire çeyrek geçiyor, ben hâlâ uyuyamadım. Yurt sessiz…
Sitemiz yalnızca çalışması için gerekli çerezleri kullanır. Ayrıntılar